P_original

My Criterion Top 17

by FG

Created 07/03/12

Edit List
  • Tarkovsky'nin büyük bir bütçeyle çektiği bu dönem filmi Tarkovsky'nin tüm filmografisindeki temel yapı taşlarını bünyesinde bulundurmakla beraber Tarkovsky'nin kadrajda gözüken her bir insanın duygusal durumlarını kendi toplumsal kökeninin derinliğini özümsemiş bir biçimde ele aldığını gösteriyor.

  • Bağımsız yönetmenlerin filmografilerinin çoğu filminde dert edindikleri,mesele ettikleri önemli unsurları daha önce denemedikleri genel bir tür içinde kulanıp sindirdikleri,o genel türe farklı boyutlar katıp türün alıcı_verici ilişkisinde bulunduğu mesafenin alanını açtıkları filmlerin yeri bir başkadır.Tarkovsky'nin bu filmi bilim kurgu türünde verilebilecek bir örnek.Tarkovsky bu filminde hangi kavramların üzerinde hassasiyetle durmuştur?Geçmişe özlem,anne-baba ve oğul arasındaki 'duygusal' ilişkinin metafizik boyutu,zaman meselesi,Tanrı'ya duyulan inancın öznelliği,manevi kaygı ve aşk.Daha ne olsun!

  • Az karakterle yoğun duygular hissettiren minimal,orijinal ve keyifli bir film.Jarmusch'un en güçlü filmi.

  • Godard'ın post-modernizmle imtihanda olduğu bu film iki 'fetiş' oyuncunun birbirleriyle olan harika uyumları eşliğinde,özgür bir biçimde akıp gidiyor.Bu devrimci biçimden hareketle keyfin doruklarında izliyoruz filmimizi.

  • Godard'ın yoğun trafiğin olduğu otobandan,işçilerin üst sınıfa karşı haklarını şiddetlice savunduğu ara yollara,gerçek masallardan çıkmış karakterleriyle,tarihin diğer ucundan beri gelmiş kişilikleriyle mevcut ormanlık alanlara uzanan karmaşık yapı üzerinde kadın-erkek ilişkilerindeki temel çatışmaları da göz ardı etmeden oluşturduğu sürreal atmosferin ruhunu,döneminin terör estiren çılgın gençliğinin faşist eylemleriyle pekiştirdiği,klasik müziğe karşı duyduğu coşkulu hisleri tek planlık muazzam bir çekimde aktardığı,bir yeniden üretim sorunu olarak 'kapitalist' büyümeyi haftaiçi ile haftasonu arasındaki iş-dinlenme dengesi üzerinde ele aldığı,gerçek dışı gözükse bile medeniyetten barbarlığa doğru korkutucu bir portre çizdiği,bundan hareketle insanlık tarihinin zorunluluktan özgürlüğe süreğen bir devinim olduğunu,devinimden başka bir şey de olamadığını kendisini de ciddiye almayan bir biçimde haykırdığı sıradışı bir çıkış.

  • Godard'ın 'post-modernizm' açısından çağdaşlarından en büyük farkı modern anlayışla oluşturduğu filmlerinde klasik gelenekten yararlanması,Godard'ı şu anki çağdaşlarından ayıran en belirgin fark post-modernist ilhamını klasik ve moderni bir arada tutan bir sinema yapısından almasıdır.Bu film de Godard'ın 'kadın' meselesine enerji dolu,küstah ve cüretkar bir dokunuşunun 'post-modern' alanda kendine yer bulduğu kıpır kıpır,çok lezzetli bir Godard filmi.

  • İntihar' gibi bir kavramın dolaylı olarak Badii Bey üzerinde yarattığı etki doğrudan bir biçimde Kiarostami'nin 'intihar' kavramına bakışını bu kadar güzel bir biçimde anlatabilir.Sondaki 'yabancılaştırma hamlesi'ne diyecek söz yok.Her şey ortada.

  • Üst düzey kişisel yakınlık kurması hiç beklenemeyecek olan biri tarafından sinema yapma konusundaki isteğin belirsizliği üzerine bir ders niteliğinde olduğunu düşündürtecek derecede içten,samimi.Bir nevi otobiyografik,şahane Fellini filmi.

  • Tarkovsky'nin The Mirror'da anılarına,geçmişine,çocukluğuna 'ayna' tuttuğu düzlemdeki bir başka 'nostaljik' yansıma.Fellini yansıması!Tarkovsky'nin nostaljik bakışındaki duygusal ağırlığın,hüznün yerini hafifliğe,kıpırtılı bir özlem duygusuna bıraktığı,kurgusal yapısındaki bilinçaltıya dayanan karmaşık dilin yerini özde hayalci olsa da muhafazakar,klasik ve gerçekçi bir dile bıraktığı pırıltılı bir 'hatırlama' filmi.İki üstada da bu 'kişisel' filmlerinden dolayı ayrı ayrı saygı duysam da Tarkovsky'nin yerinin apayrı ve çok daha özel olduğunu bilirim.

  • Öncelikle L'eclisse'de,biçimsel olarak,Antonioni'nin sinema alanında 'bakir' bir bölgeyi işleme arzusunun fark edilebildiği ve hissedilebildiği L'avventura'daki geleneksel hamlığın kaybolup yerini çağdaş bir dilin aldığını söylemek gerek.Oturmuş bir sinema dili söz konusu.Antonioni filmlerinde genel olarak alışamadığım şey uzun süreliğine yer verdiği belirli sekansların içerik olarak birbirinden ayrı ayrı,kopuk kopuk gözükmesi ve ana izleğin belirsiz olduğunu düşündürmesidir.Vittoria'nın Ricardo ile olan ilişkisindeki sebebi belirsiz gözüken 'ciddi' bir mutsuzluğun gösterilmesiyle başlayan filmin,hikayenin yönünün değişeceği fikrine kapıldıracak derecede uzun süren,Pierro isimli bir borsa tutkununun ön planda gözüktüğü bir borsa sekansıyla yol alması,Vittoria'nın yakın komşusu Anita aracılığıyla tanıştığı Kenya'lı Marta ile beraber geçirdikleri gecede yaptıkları Afrika dansının üzerine olan sohbetleriyle devam etmesi,Vittoria'nın Pierro ile annesi aracılığıyla kurulmuş gibi gözüken yeni bir ilişkiye başladıktan sonra ilişkinin uzun uzun devam etmesi,Riccardo'nun film boyunca bir daha gösterilmemesi gibi durumlar bana filmin kıvamını bulamamış ve 'olmamış' bir film olduğunu düşündürtmüştü..İzlek belirsizmiş gibiydi.L'avventura filminde kopuk kopukmuş gibi gözüken sekanslar olmasına karşın film bir bütünlük oluşturduğu hissini verebiliyordu.Meğersem bu filmdeki bütünlük hissini yakalayabilmek için filmin son 7 dakikalık kısmına kadar sabredilmesi gerekiyormuş.Erken düşünmemek gerekiyormuş.

  • Antonioni'nin kadın-erkek ilişkilerindeki kadın olan tarafın ruhundaki gizemi ve cinsel çaresizliğini,mimari ve coğrafi ögeleri ustalıkla kullanmak suretiyle anlatarak derinliği yakaladığı filmdir bu.Evet,sinema budur.

  • Eğer hiç kimse masum değilse hiç kimse suçlu da değil demektir.Yaşlı bir çiftin,İkinci Dünya Savaşı'nın sonuçlarının sosyolojik etkilerinin yeni yeni baş gösterdiği bir dönemde çocuklarını ziyaret etmek amacıyla gittikleri Tokyo'dan yürek sızlatıcı bir hayal kırıklığıyla dönüşleri üzerine kurulan dramatik altyapının potansiyel çarpıcılığının kalender bir bakış açısıyla yumuşatıldığı,hepimizi uzaklığın izafiyeti hakkında düşündürdüğü,hayatın gelip geçiciliği üzerine bir 'başucu' filmi.Evet,hayat insanı hayal kırıklığına uğratabiliyor.

  • Ozu'nun çoğu filminde yer verdiği baba-kız ilişkisine son derece 'naif' bir bakış.Ustaya selam olsun.

  • Asghar Farhadi'nin 'Bir Ayrılık' filmini göz önünde bulundurunca kendi top 10 listesinde yer vermesini çok manidar bulduğum,tek bir iç mekan çekimi olmayan,insanın kendine karşı bile dürüst olmakta zorlandığı bir dünyada insan ilişkilerinin ne kadar dürüst olabileceği üzerine düşünme imkanı tanıyan,şu ana kadar bildiğimiz tüm gerçeklerin gerçekten de gerçek olup olmadığı hakkında ciddi bir şüphe duymamıza yol açan,söylenen yalanların insanların üzerinde oluşturduğu 'gergin' yükün,yağmur damlalarının rahatlatıcı etkisiyle boşaldığı hissini veren,oluşturulan karanlık atmosfere karşın insanlığın gidişatına dair olan umudun yitirilmeyeceğini son kısımda da olsa 'yeni doğmuş bir bebek' imgesi üzerinden hatırlatarak yüreklere su serpen 'öncü' film.

  • Bir film nasıl olur da Hollywood sinemasındaki 'polisiye' bir olay örgüsünü Hollywood'un sonradan kullandığı birçok ögeyi kullanmış ve öncülük etmiş olmasına karşın Hollywood'un rahatsız edici 'yapay' atmosferinden yoksun bir biçimde 'sağlam' bir biçimde,adam gibi aktarır?Aradaki farka sebebiyet veren şey nedir?Tabii ki Kurosawa!

  • Pasolini'nin siyasi görüşü ile nefsi isteklerinin paradoksunda,sanatsal meziyetlerini gösterdiği,belki de hayatının son anlarını yaşadığını hisseden 'olgun' bir zihin ile kavram karmaşası yaşadığını hissettiren,'klasik müzik' notalarının her türlü duygu ile saydam bir ilişkiye girebileceğini kanıtlayan,seyirciyi rahatsız ettiği kadar kendisine 'huzur' kapılarını ardına dek açan,'grotesk' yaklaşımın doruğunu yaşattığı güçlü bir film.

  • Pasolini'nin,ergenlik evresindeki çocukluğu ve annesi ile olan ilişkisi hakkında önemli ipuçları veren;geçmişinin yaralayıcı izlerinin etkisinin kalp sızlatıcı müziklerle beraber yansıdığı;sonraki filmlerindeki 'iğrenç' unsurların kaynağının oluşturduğu kırsal ortamın 'metafizik' düzleminde hissedildiği,Pasolini'yi ruhsal ve duygusal açıdan anlayabilme imkanını içinde bolca barındıran hoş bir film.

  • Karşı cins iki insanın birbirine duyduğu 'zamansız' aşkın;zamanının 'sosyetik' toplumunun üyelerinin gerçek ile hayalin çizgisinde var olan kesik,yarım kalan konuşmaları ile 'barok' mimari yapıntısında aktarıldığı 'eşsiz' bir başyapıt.

  • 2.Dünya Savaşı'ndaki 'bombalama' olayının yıkıcı sonuçlarının hem fiziksel hem de ruhsal etkilerini üzerlerinde taşımak zorunda olan 'kayıp' bir neslin tüm acılarının toplumsal bir duyarlılıkla belgesel olmayıp da yenilikçi ve belgeselvari bir biçimde işlendiği 'kolektif' bakışın,toplumsal hafızaya sahip olmanın 'ağır' yükümlülüğü altında olmanın sıkışmışlığı içinde kalmış bir çiftin 'aşk' ilişkisi üzerinden 'bireysel'leştirildiği,bu 'keskin' geçişin kopukluk hissi vermesi sebebiyle Last Year at Marienbad gibi her açıdan kusursuz bir başyapıt olan Resnais filminden daha iyi bulamadığım film.Yeni Dalga'dan bir başka 'güçlü' çıkış.

  • Emekli yargıç ile genç avukat arasındaki benzerliklerin Valentin ile olan ilişkileri üzerinde çok tuhaf,Kieslowskivari bir 'kadercilik' anlayışıyla birbirine bağlı olmasını sağlayan dinamiklerin senaryo üzerinde çok belirleyici bir rol oynayıp,sahnelerdeki objelerin renginin birçoğunun kırmızı olmadığı sahnelerde dahi filtreler ile sağlanan 'kırmızı' tonları ile beraber 'gizemli' bir derinlik kattığı,önceden gösterilmiş olan afişteki 'tedirgin' duruşun filmin sonundaki kurgusal evrende karşılığını bulmuş olduğu muhteşem film.Kieslowski'nin veda armağanı,zirvesi.

  • Titiz yönetmenler genellikle filmlerinde mesele ettikleri durumların her biri üzerinde,altlarını kalın bir çizgiyle çizmek adına ayrı ayrı durmayı tercih eder.Bu kategoriye yerleştirebileceğimiz Bunuel cesur bir hamleyle bu kuralın dışına çıkıyor.Cinsel masumiyet ve din odaklı Viridiana,burjuvazi ve politika odaklı Diary of a Chambermaid,salt din odaklı Simon of the Desert ve The Milky Way,cinsellik odaklı Belle de jour gibi filmlerin yönetmeni Bunuel'in bu filminde burjuvazi eksenli olarak-verdiğim kavramlarla beraber ordu ve öğrenci hareketleri-ele almadığı kavram kalmaması,bunları diğer filmlerindeki temasal kurgu anlayışını bozmadan,birbiri ardına gelen rüya kısımları eşliğinde usta bir biçimde harmanlaması filmi 'başyapıt' seviyesine yükseltiyor.

  • Bir burjuva üyesinin evinde yeni çalışmaya başlayan hizmetçinin farklı kültürlerden çıkmış gibi gözüküp de öyle olmayan,iki karakter oyuncusu tarafından canlandırıldığı,İspanyol kültürüne ait kadınsı öğelerin filmin 'rüya' gibi görünen atmosferine çok yakıştığı,tuhaf senaryonun oluşmasında temel etken olan kadın-erkek ilişkilerinin dinamiklerini döneminin politik duyurularıyla ilişkilendirildiği,kanlı bir örtü aracılığıyla Bakire Meryem'in kadınsı gerçekliğinin ele alınıp kaos atmosferinin yaratıldığı,yaratılır yaratılmaz sona erdiği klas bir Bunuel filmi.

  • Bu film aslında tam anlamıyla bir komedi filmi,fakat o kadar ciddi bir duruşu var ki,filme yüzeysel olarak bakan bir izleyici bu filmin senaryosunun 'alaycı' bir tavır üzerine kurulmuş olduğunu anlayamamakla beraber filmden direkt olarak uzaklaşma eğiliminde bulunabilir.Film,özünde taşıdığı ateizm duygusunu seyircinin iliklerine kadar hissettirebilir,kanını dondurabilir.Son derece güçlüdür.

  • Bu iki filmi sinema tarihinin en 'hipnotik' atmosfer filmleri olarak değerlendirmemde bir sakınca görmüyorum.

  • Fransız kadın kahraman Jeanne d'Arc üzerinden 'ölüm korkusu' kavramını deşen,uğruna hayatımdan vazgeçebileceğim,ölümün soğuk nefesini hissedip ruhumun bedenden acı bir şekilde ayrılmasını kabullenebileceğim bir ilkeye sahip olmadığımı 'şiddetli' şekilde hatırlatan,duyguları ifade edebilme konusunda yüz mimiklerine çok önemli bir yer verip Bresson'un zıttı bir oyunculuk anlayışını içinde barındıran,Renee Falconetti'nin performansının sinema tarihinin en iyi 'kadın oyuncu' performansı olarak görülebileceği,Trier'in kendisi gibi Danimarka'lı olan Dreyer'den ya bilinçdışı olarak ya da bilinçli bir şekilde etkilendiğini düşündürten,tam anlamıyla 'sessiz' bir film.

  • 'Last Year At Marienbad'ın 'hayalet' biçimli aşk öyküsünün Hong Kong'un ıssız,kuytu sokaklarında,daracık kapalı mekanlarında;son derece estetik ve kırılgan geçişlerle klipsel bir biçim aldığı,zarif beden hareketleriyle zenginleştiği,çok daha sade bir hikaye üzerine kurulu,sakin bir Wong Kar-wai ağıdı.

  • Chaplin'in dünya sinemasında hem yönetmen ve senarist olması açısından,hem de tek kişilik dev bir oyuncu olması açısından ayrı ayrı dönüm noktaları teşkil ettiğini kabul edebiliriz.Bu filmde canlandırdığı 'Yahudi Berber' ve 'Hitler' karakterlerinin de filmin yapıldığı dönemde ciddiyeti had safhada olan iki ayrı uç noktayı temsil ettiğini düşünürsek Chaplin'in aynı zamanda dünya sinemasının en 'cesur' işlerinden birine imza attığını fark edebiliriz.Aynı şekilde yine ciddiyeti had safhada olan bir meselenin üzerine bu kadar 'mizahi' bir biçimde yaklaşmak suretiyle bir tarafa geçip diğer tarafından da cephe almak kurgu sinemasında görebileceğimiz en hoş 'ironi'lerden biri olarak düşünülebilir.Chaplin bu filmde de bildiğimiz Chaplin'dir genel olarak;fakat sadece 'Hitler' karakteri için bile Chaplin'in yeteneğine hayran olabiliriz.'Hitler' de bildiğimiz 'Hitler' değildir pek bu arada,hem ismiyle hem cismiyle.

  • İlk kez Godard'ın sinemasında gördüğüm,refleksif kaynaklı bir biçim olarak Godard sinemasında önemli bir yer teşkil ettiğini düşündüğüm 'yakın plan yüz' tekniğinin,filmin kendi hikayesindeki kırılma noktası sonucunda oluşan, Monika'nın 'karakter' olarak kendi durumunu seyirciye şiddetli ve soğukkanlı bir biçimde ifade etme ihtiyacını gidermek amacıyla Yeni Dalga'dan önce kullanıldığı,bundan dolayı da Yeni Dalga'yı sonradan harekete geçirecek önemli bir simge haline geldiği,birtakım görsel kompozisyonları Nuri Bilge Ceylan'ın Koza ve Kasaba filminde birebir kullandığı,hamile Monika'nın Harry ile beraber hayal kurdukları zaman diliminin üzerinden çok da uzun bir süre geçmeden evlenmeleri ve çocuk sahibi olmalarından sonra Monika'nın düzen bozucu,şımarık,sabırsız ve aldatıcı olarak resmedildiği,Üç Maymun filmindeki 'kadın' portresini çağrıştıran,hayallerin gerçekleşmemesi üzerine,anti-feminist,pek Bergmanvari olmayan bir Bergman filmi.

1 comment

  • By A. Westfall
    November 11, 2012
    11:13 AM

    Thank you for this list! There are many films here which I have not seen yet, but must see.
    Reply

Or using your Criterion.com account.

You are logged in to your Criterion.com account as . Log out.